Hatice Aksu tarihi yeniden tezhipliyor

Yüzlerce esere ve sergiye imza atan tezhip sanatçısı Hatice Aksu, tezhibin yanısıra kalem işi ve çini sanatını icra ediyor ve tarihi eserlerin süslemelerini yeniden restore ediyor.

Zeheb kökünden "süsleme, yaldızlama, altın" olarak bilinen tezhip sanatının tarihi Uygurlara dayanıyor. Budizm dini ile birlikte Uygurlar mağara duvarlarına ve taşlara tezhip figürlerini, motiflerini kullanmış. Zamanla kağıtlara da işlemeler yapılmaya başlanmış. Türklerin İslam'ı kabulüyle birlikte Orta Asya'dan Orta Doğu'ya yayılan süsleme sanatı, Selçuklulardan Osmanlıya gelen süreçte de İslam dini etrafında şekil bulmuş. 16. yy'da Fatih Sultan Mehmet'in büyük ilgisiyle tezhip gelişim göstermeye başlamış. Zirve dönemlerini yaşayan sanat, bizzat sarayın merkezinden de yönetilmiş ve yönlendirilmiş.

Günümüz müzehhibelerinden birisi de Hatice Aksu. Küçüklüğünden beri tezhip sanatını icra ediyor. Çiçek Derman, İnci Ayan Birol ve Ord. Prof. A. Süheyl Ünver'den tezhip sanatını öğrenir... Sadece tezhip değil yanı sıra cilt, kalem işi ve çini sanatlarıyla da meşgul olur. 600'den fazla talebe yetiştirir. Tezhip sanatı üzerine tezler yazan Aksu, yurt içinde ve yurt dışında da sergiler açar. Yüzlerce esere imza atan tezhip sanatçısı Hatice Aksu, tarihi eserlerin de tezhip restoresini yapıyor. İşlemeleri silinen, boyaları dökülen, süsleri bozulan birçok tarihi yapılara sanatkârlığını konuşturuyor.

Öğrenim süresi 6 yıl

Hatice Aksu, tezhibin bir sabır işi olduğunu, bu sanatın uzun bir emek isteyen bir sanat olduğunu söylüyor. Aksu, "Tezhibin öğrenim süresi 6 yıl. 6 sene sonunda ihtisasla mezun oluyorlar. MEB'in öngörüsü şeklinde de sertifika veriyoruz. İcazette eski usulüne uygun olarak hocanın onayını alarak 'bu işi icra edebilir' tarzında hilye-i şerif yazdırarak 9-10 sene sonunda icazeti veriyoruz" diyor. Talebesi olmayan sanatın ölmeye mahkum olacağını ifade eden Aksu, icazet vereceği öğrencisinden en az 3 talebe yetiştirme sözünü almadan icazet vermiyor.

Tezhip nasıl yapılıyor?

Tezhip sanatında 6 teknik üslup yer alıyor. Klasik, halkar, zerefşan, sazyolu, şukufe ve münhani. Tezhip yapacak kişi eğer bir ayet tezhipleyecekse, tezhiplenecek yazının önce murakkası hazırlanıyor. daha sonra kağıtlar muhallebiyle pişirerek 2 kat yapılıyor ve kağıt renklendiriliyor. Ardından yazı yapıştırılıp cetvel çekiliyor. Daha sonra yazının kenarına süslemeler yapılmaya başlanıyor. Kalemle ince eskiz kağıdına deseni hazırlanıp, yazının kenarına geçiriliyor. En son da boyalarla süslenip levha hazır hale geliyor.

Türkiye'de tezhip Avrupa'da kelt

Türkiye'de tezhip sanatına nazaran Avrupa'da kelt daha yaygın. Kelt sanatı da tezhip gibi süslemelere benzer şekilde genellikle ciltlerde, kilise mimarilerinde ve heykellerde kullanılıyor. Sanatçı Aksu, İncil süslemelerinde en önemli örneklerden birinin Lindi Sparne İncili olduğunu söylüyor.

Camilerdeki süslemeler kötü yapılıyor

Sanatçı Aksu, birçok sanat mesleklerinde olduğu gibi tezhip sanatında da işin ehli olmayanların camilerdeki duvarlara ve kubbelere yaptıkları süslemeleri kötü yaptıklarını, hiçbir sanat kaygısı güdülmeden bozuk bir şekilde çizdiklerini söylüyor. Aksu, "Bir deseni, bir motifi camiye işlerken bunun bir kontrolcüsü, diplomalı kişisi olmasa, önüne her gelen bir boya alıp bir camiyi boyuyorsa; biz iki yüz yıl sonra ne bırakacağız. Bunun önlemi alınması gerek" şeklinde konuşuyor.

Tezhipte terkip şart

Dönem dönem imparatorlukların yıkılması, değişim göstermesi birçok sanat için de olumsuz anlamda etkisini göstermiştir. Fakat Selçuklu'da gelişen ve Osmanlı'da 16 yy'da terkibe uğrayıp yenilenen sanat Cumhuriyetle birlikte bir kayıp yaşamıştır. Tezhip sanatının da bundan etkilendiğine misal olarak Aksu, 1930 senelerinde tezhip üstadı Muhsin Demironat ve Süheyl Ünver'in eskicilerden üç-beş kuruşa Sami Efendi'nin kelime-i tevhit levhasını aldıklarını, o dönemlerde geleneksel sanatlara kıymet gösterilmediğine, bu sanatların değersizleştirildiğine dikkat çekiyor.

Geleneksel sanatın kültürel bir süreklilik ve insana verilmiş olan bir zevkin tezahürü olduğunu dile getiren sanatçı Aksu, tezhibin geldiği noktanın şimdi çok iyi olduğunu, son 20 sene içerisinde çok iyi bir yere gelindiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın teşvikiyle ve kursların da çoğalmasıyla hem ilginin hem de talebenin arttığını aktarıyor.

“Batı'daki gibi ruh çekişmesi yaşamıyoruz”

İnsanın kendisiyle başbaşa kalıp ruhi bir dinginliğe erişebilmesi için illaki bir sanatla iştigal etmesi gerektiğine de vurgu yapan Aksu, "Batı'daki gibi ruh çekişmesi yaşamıyoruz. Biz her şey hazır bulduğumuz için bu çekişmeyi yaşamıyoruz fakat bulduğumuz şeyi iyi kullanabilmek önemli. Ruhumuzun buna ihtiyacı var ve hep bir arayış içinde olarak hareket etmemiz gerekiyor" diyor.

Aksu, her ne kadar talebin arttığına memnunsa da hala aynı mirasın kullanılmasının ve sanatın hep taklit edilmesinin sonuçlarının kötü olacağını söylüyor. Çok zengin bir geçmişimiz olduğunu belirtiyor ve yeni denemeler yapılması, yeni bir akımın ortaya çıkarılması, bizzat Türkiye'nin tezhipte yeni bir ekol olması gerektiğine değiniyor. Hatice Aksu da kendi eserlerinde bu ruhu göstermiş, motiflerde kendi tarzını seçmiş, klasik dönem çalışmasına önem vermiş, Anadolu Selçukluyu gözlemlemiş, 16. yy'a kadar gelen aşamalardaki arayışları incelemiş, her iki kültürdeki zenginlikleri bir arada kullanmayı başarmış ve geleneksel yapıyı bozmadan yenilikler yaparak tezhipte kapı aralamıştır.

HABER: M. Taha İnci
Fotoğraf: Onur Şekercioğlu
İstanbul Ajansı

Haberi Paylaş